15 Temmuz 2015 Çarşamba

Dedim ki: Kur’an! beni dünyana alır mısın?

Uzun zaman oldu sana içimi dökmeyeli, ben seni unuttum bana kapılarını açar mısın tekrar? Kuru kuru okumak istemem seni, bana gizli manalarını gösterir misin? Seninle doğmuştum, bütün anlar seninle anlama kavuşurdu bir zamanlar, sevincime üzüntüme şahit tutardım seni, arkadaşlığımı kabul eder misin seni unuttuktan sonra? Yıldızlarda seni görmek istiyorum semaya bakarken, Kalbim sıkışınca seni okumak ve yüklerimden kurtulmak, yolda yürürken sendeki yollardan geçmek, sendeki anlarda mücessem olmak, 

Nasıl olsa hep bekliyordun evin bir köşesinde ve ben açıyordum sen aynı Kuran’dın ama ben aynı zat değil. Hakikatı haykıran bir kitap nasıl olur da unutulur. Oysa ki sen hep açıklardın, amansız sorulara suhuletle verdiğin cevaplar, zor saatlerde sayfaların arasında dolaşan gözleri ayetlerine mıhlaman ve sonra da keşfe çıkan kalplere şahitlik edip terkedilme tedirginliğini yaşayıp nazlı nazlı titreyişlerin.

Ama telaş etme Kur’an’ım terkedilmeye layık olan bizleriz. Tüm insanlık unutsa kıymetinden birşey kaybeder misin ki? Sen Allah kelamısın. Ama insan kıskanıyor Kur’an’ım. Sevgini başkasıyla paylaşmak istemiyor, tüm hazinelerini açmanı istiyor. Hezeyanlar içinde olan kalbe bir şifa sunmanı istiyor. Sen bizim dünyadaki cennetimiz oldun; bizi asıl cennete ulaştıracak olan... Manaların baki kalacaktır, zaman tükense de zamansız bir ebediyyetin vardır, çünkü sen Allah kelamısın. 

Dünya varolduğundan beri görülen hakikatleri içinde barındıran bir hazinesin sen, yeryüzünün tüm hikayelerinin en değerlileri sende yazılıdır. Ayetlerinle bize öğretirsin ya tekrar etmeyi. Şimdi soruyorum sana : Beni dünyana tekrar alır mısın nazlı sevgili? Sende ustalaşmaktı tüm gayem. Satır satır, kelime kelime, harf harf seni yaşamak. Her harfinde bin alem var, sahi kime açarsın manalarını, kimden esirgersin ya da, lütfen benden esirgeme zira her açtığın kapıda bu kalbin şifası iksirler var.

Allah’ım Kur’an’ı kalbimize indir, O içimizde tekrar doğsun ve gözbebeğimiz olsun, bize yardan daha sevgili olsun.



Resul de şöyle der: "Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur'an'ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular." Furkan 30

26 Kasım 2014 Çarşamba

mecralı maceralar: Atlanta,Amerika ve Maceralarim

mecralı maceralar: Atlanta,Amerika ve Maceralarim: * Atlanta,Amerika ve Maceralarim Amerika bazen bir koyden farksiz hale gelebiliyor,tabi eger sayili buyuk sehirlerinden biri...

25 Kasım 2014 Salı

Atlanta,Amerika ve Maceralarim




*
Atlanta,Amerika ve Maceralarim

Amerika bazen bir koyden farksiz hale gelebiliyor,tabi eger sayili buyuk sehirlerinden birinde yasamiyorsaniz.Ben 2 yildir Georgia sehrinin Atlanta eyaletinde yasiyorum.Eger Istanbul gibi buyuk,kalabalik ve toplu tasima araclari bakimindan nisbeten donanimli bir sehirden buraya gelmisseniz bazi sorunlari yasamaya hazir olun derim.

Once Atlanta`yi biraz taniyalim.Atlanta Georgia Eyaletinin en buyuk sehri, ayrica merkez nufusu 500.000 civarinda,tasralarini da katarsak 5.5 milyona ulasiyor.…Abd`nin nufus itibariyla 9. buyuk metropolitan bolgesiymis.Evet bu bilgileri de verdik vermesine de, burasi buyuk bir sehir degil bikere bu konuda wikipediyle anlasamayacagim.Sehir merkezinde 10-15 ya da biraz daha fazla gokdeleni olabilir, ama bildigin bos bir sehir, evet koca bos bir sehir! Evet istanbul`dan ve sevdiklerimden ayri kalmanin hincini da boylece cikarmis oldum. Neyse konuya donelim, esim doktora yapiyor ben okulumu dondurup geldim, ee bu kiz ne yapacak bu bos sehirde! Okuma imkani olmadi, devletin yabanci ogrencilere attigi mali kazik sebepli. Napalim ne edelim derkene Arapcamizi kullanalim dedik. Oncelikle burada Alif institute diye bir kurum var agirlikli Hristiyan Araplarin kurmus oldugu Arap kulturunu canli tutmayi amaclayan bir kurum.Oraya gittim ileri duzey Arap Edebiyati derslerine kayit oldum, biraz devam ettim cok guzeldi ,ee ne de olsa Arapca benim icin mutluluk demek.Eger yolunuz duserse alin size linki http://www.alifinstitute.org. Sonracigima zaten Ingilizce hazirlik kursu almistim Turkiyede burada da bi daha bir kursa gitmek istemedim, ama burada daha farkli olur,arkadaslik falan kurarim diye bir kursa yazildim: Atlanta English Institute , biraz gittim ,memnun kalmadim, verdigim paraya yazik oldu. Burada dil kursu istiyorsaniz paraniza kiyip Georgia Tech`in kurslarina gideceksiniz, her giden memnun kaliyor benden soylemesi, onuda salladiktan sonra biraz cemaati muslimine acilmak lazim dedik ve muslumanlari arastirmaya basladim. Masallah Amerikada muslumanlar cok aktifler.Onunla ilgili ayri bir yazi yazmayi planliyorum. Sonra Madina institute yi kesfettim rabbime bin sukur benim buradaki yarenim oldu.Cuma hutbeleri ,programlari,muslumanlari icimde mutluluk filizlerini yesertti.Ama burada bir hoca var ki, ne nasipliymis Atlantali muslumanlar, adi Muhammed Yahya El- Ninowi  yani bi nevi Ninevi :) Allah kendisinden razi olsun sohbetlerinden cok istifade ettik. Kendisi Suriyeli bir Hadis Alimi, cok kuvvetli ve de sivri bir dili var,tabi sohbetleri Ingilizce yapiyor, ilgilenenler youtube den bakabilir. Iste onun basinda bulundugu de bayanlara Kur`an dersleri vermeye basladim tabi Ingilizcem berbat ,onceleri Arapcasi iyi olan bir sister bana yardimci oldu ben Arapca anlatiyor o da ingilizceye ceviriyordu, dersi boylece islemis oluyorduk. Gun gecti bizim sinif doldu tasti, ogrencilerim artti, cok guzel anlar paylastik beraberce, sonra Kur`an Arapcasi baslattim, baya devam ettik sonra sona erdirmek zorunda kaldik, cocuklara Kur`an dersi vermeye basladim sonra, o da guzel bir deneyimdi,guzel dostluklar kurduk ben deyim Pakistan ,Kenya sen de Banglades,Amerika.Iste bunlar Atlanta denen bos sehri doldurmaya baslamisti.Tabi burada Imam Adeyinka Mendes`i zikretmeden gecemem kendisinin tefsir dersine katilmamla basladi Madina ile olan seruvenim ve bana demisti ki ` buradaki bircok insana faydali olacaksin` Allah ondan razi olsun. Tabi bizden baska Turkler yok mu ha birde Kurtler , valla arkadasim Deniz kafami kirar kendisi koyu bir Kurt kadini olur da demeden gecmeyecem. Iste onlarla gelmeler gitmeler ,bir ara sohbet baslattik haftalik aile sohbetleri cok guzel devam etti edebildigi kadar, arkadaslarim Deniz, Hatun Abla ve Guler buradan cok tesekkur ediyorum onlara Allah hepsinden razi ola bizi cennetinde bulustura. Ha simdi gelelim geleneksel pikniklerimize pikniksiz Atlanta olmaz o-la-maz. Adres belli Chattahoochee River; nehirlere biterim, esim de bana cekmis o da oyle :) , iste bu nehrin kenarinda piknik alanlari var, Amerika`nin dogasi guzeldir yigidi oldur,surundur ama hakkini sakin ola yeme! Sevdiklerimizle yaptigimiz bu pikniker de boslugu dolduruyordu.Amerika`nin bana kattigi guzelliklerin basinda nikon d3100 fotograf makinem geliyor, tabi burasi Turkiye`den baya uygun sayilir, birde kampanyayi yakaladin mi degmeyin keyfinize, iste onlardan birinde aldim degerli makinemi, cok guzel fotograflar cektim, profesyonel makineler bir baska oluyor ya, bir ara da canta satma isine girmistim o da yatti tabi, ama sistemi kurabilseydim guzel olacakti ya neyse…

Benim maceralarimdan tekrar sehre donelim, Atlanta`nin sehir merkezinde gokdelenler var demistim, evet bazi  buyuk bankalarin ve meshur marka ve sirketlerin merkezleri burada bulunuyor, yillik toplantilari oluyor o zaman dolup tasiyomus sehir merkezi, bos otel bulunmuyormus. Bunun disinda Georgia Tech ve Georgia State olmak uzere iki buyuk universite sehir merkezinde bulunuyor, ikisinde de hayli Turk ogrenci var. Cogu Meb bursuyla geliyor, egitimi bitenler yurda donuyor, yerlerini yeni gelenler aliyor.Bir sirkulasyon var burada, gelenlerin yuzde kaci temelli kaliyor bilmiyorum ama, kalicam deyip kalmayanlar ve kalmicam deyip kalanlara hayretle rastlaniyor. Sehir merkezi bu kadar, asil yerlesim yerleri bu merkezin etrafinda kumeleniyor, tabi fiyakali ust sinifin kaldigi yerlerde var orta direk ve gocmenlerin kaldigi yerlerde, bir de hicbiryerde kalamayanlar var ki biz onlara homeless diyoruz ,burada da sayilari oldukca fazla.Afro-Amerikalilar(siyahlar)`in Atlantadaki orani %60, sicak, guleryuzlu insanlar daha fazla ayrinti baska yazida olabilir! Sira geldi evlere, simdi evler cesit cesit burada, yer sikintisi olmadigi icin adamlar genis genis kurulmuslar, tabi evlerine ev denirse malikane mubarek; genis tavanli girisler en az dubleks ,basement(komurluk) i da sayarsak tribleks evler, genis odalar, 3 banyo, arka bahce derken yasanilasi evlerden bahsediyoruz burada! Biri bana bu evlerden alsin ve beraber Istanbul`a isinlanalim :) Turkiyede kolay kolay sahip olunamayacak evlere burada sahip olabilirsiniz, yasam standartlari yuksek. Bunun disinda apartman kompleksleri var Turkiyedeki sitelere benziyor ama daha az katli,gated community deniyor burada: havuz ,camasirhane,fitnes mutlaka oluyor, en kotulerinde bile. 

Evett! Sira geldi arabalara, arabasiz hayat olmaz burada, bu kadar net, ekmegin yoksa arabana bineceksin ekmegini alip eve geleceksin, yoksa hapissin,bu yuzden hemen ehliyet almaniz gerekiyor, Turk ehliyetiniz varsa 6 ay gecerli oluyormus diye duydum, ehliyet alirken once bir kitapcik var ona calisip teori sinavina giriyorsunuz, sinavi gecerseniz size driver permit( araba kullanma izni) veriyorlar,yaninizda ehliyetli biri olmasi kosuluyla, kendinizi hazir hissettiginiz anda direksiyon sinavini aliyorsunuz.Sinav kolay denilebilir, tabi Turkiyedeki kadar degil.Ehliyeti aldiniz mi ozgursunuz artik! Aman trafik kurallarina uyun da ceza yemeyin benim gibi,sonra mahkemeye cikarsiniz karismam.Polislerden cok korkuyorlar adamlar, hele o yuruyusleri yok mu mafya gibiler valla :).Arabalarin fiyatlari oldukca uygun 2 bin dolara ayaginizi yerden kesecek bir araba alabilirsiniz.Turkiyede sahip olamayacaginiz arabalara burada sahip olabilirsiniz,evleri gibi yani arabalari da. Jipler oldukca yaygin ve kucuk kamyonet tipi arabalar, cok yer kapliyorlar ama Turkiyede dusunemiyorum bile! Benzin tabi ki Turkiyeye gore cok makul, ama bize yine de pahali geliyor :).Yollari geniis mi genis, 6 serit gidis ,6 serit donus gerisini siz dusunun, bol bol sagdan sollama yapabilirsiniz.Eee Amerika burasi koca bir kita, doldur doldur bitmez misali.Trafik lambalari bizimkilerin aksine en ondeki arabanin durdugu yerin 3-4 metre karsisina asilmis durumda,havada sallaniyorlar, boylece ondeki araba ekstra bir gucluk cekmiyor isigi takib etmek icin.Burada kilometre yok mil var 1 mil 1.6 km ediyor.

Sehre kusbakisi bakildiginda gokdelenler haricinde, gur bir ormanla karsilasiyorsunuz.Yesiller her yerde. Atlanta`da ozellikle baharda ve sonbaharda harika manzaralar olusuyor,izlemeye doyamiyorsunuz. Eyalet parklarinda ,orman turlari, yuruyusler, kano turlari yapabiliyorsunuz.Bunlarda buranin nimetlerinden.

Alisveris konusuna gelince, markalarin urunleri oldukca makul fiyatlara bulunabiliyor.En meshur Department Store( Departman magazasi: Belli markalarin kosesini ya da standini icinde barindiran magaza)lar sunlar: Macy`s, Dillards, Marshalls,Ross,Nordstorm,Burlington Coat Factory,her ulkenin kendine has markalari var, tabi birde globallesmis markalar var,bence en onemlisi kalite, makul fiyat ve tasarim gerisi hikaye, sisirme fiyatlar sacma sapan tasarimlar yok ben almayayyim. Tabi populer kultur burada devreye giriyor, insanlar moda oldugu icin aliyor, giyiyor ve sorgulamiyorlar.Hulasa, kaliteli urunler uygun fiyata bulunabilir burada.

Burada dunyanin her yerinden sebze ve meyve bulabileceginiz uluslararasi haller var: Farmers Market diyorlar. Bu hallerde alisveris yapmak cok zevkli, rabbimin cesitli nimetlerini ayni anda gorebiliyorsunuz. Patlican, domates,biber, sogan,patates hepsinin en az 10`ar cesidi var abartmiyorum.Bir stand alabildigine yesillik, hayatimda hic gormedigim otlarla dolu, tabi birde Amerika`nin berryleri var cranberry,raspberry,blueberry,strawberry bunlar bir baska oluyor ya , cilek, ahududu,yabanmersini, dut gibi meyveleri severseniz Amerika`da her mevsim bulabilirsiniz, ozellikle bunlardan yapilan kek, muffin tarzi hamurisleri cok lezzetli oluyor. Ayrica cantaloup denen bir kavun cesidi var ben bu nimete bayiliyorum ici tamamen turuncu, bal gibi tadi var.Semiz otu, dere otu,taze nane, feslegen,biberiye buna ek olarak maydanoz burumcuk olarak da var sekli cok guzel.Ama ben Turkiyedeki gibi taze fasulye bulamadim ,buradakilerin sekli ince uzun ve tombulumsu tadi da hic yok, o yuzden ayse kadin fasulyeyi ozluyorum.

Etler helal marketlerden aliniyor.Etlerin tadini pek sevmiyorum , tavuklar da lezzetli degil idare ediyoruz, ayrica kahvaltilik gibi urunler Turk Bakkalindan aliniyor. Atlantada 2 tane var.Bakkalda yok yok, lahmacun,icli kofte pastane pogacasi,kunefe,simit tabi hepsi dondurulmus ve pahali urunler, zaten cok da lezzetli degiller. Ama bak mesela Kurukahveci Mehmet Efendi Kahvesi getiriyorlar Turkiyeden ,yani anlayacaginiz kahve keyfimiz devam ediyor:). Kroger, Publix,Walmart, bu ucu baslica marketler zinciri, gez gez bitmez, ilk geldigimde afallamistim,tabi insan zamanla alisiyor.Target`i da ekleyebiliriz.Bildiginiz marketler iste buyuk olanindan.Bu marketlerin bir farki var, o da icerisinde eczane barindirmalari.Soz eczaneden acilmisken : Burasi Turkiye gibi degil, market gibi eczane zincirleri var ,sayacak olursak: Cvs, Walgreens,Rite Aid saniyorum bu ucu paralari goturuyorlar. Ama sadece ilac satmiyorlar, kisisel bakim urunleri, temizlik urunleri, cikolata,sekerleme,kozmetik urunler ve bazi ivir zivirlar. Aman sakin hasta olmayin! Saglik burada cok pahali bikere acile gideyazin 1500-2000 arasi cikarsiniz benden soylemesi, Amerika`da hasta olmak yasak, tabi butun bunlar sigortaniz yoksa ,eger varsa ki iyi para istiyorlar o zaman hasta olmak serbest! Isin sakasi bir yana gercekten saglik sektoru cok pahali,en basit tahlil icin bile fahis fiyatlar istiyorlar. Bir de oyle kafaniza gore Turkiyedeki gibi ilac alamiyorsunuz.İlle de doktora gideceksiniz o yazacak yani kazigi atacak! O yuzden Turkiyeden techizatli gelmek lazim, eger devamli kullandiginiz bir ilac varsa o ilac icin Turkiyeden rapor aldiginiz durumda sikinti cekmezsiniz. Allah afiyetten ayirmasin,tum hastalara sifa versin insallah.

Bakiyorum da bir hayli yazmisim.Aslinda daha yazacak cok sey var, bu baslangicimiz olsun. Umuyorum Amerika hakkinda bir izlenim edinmissinizdir.Bu yazidaki uslubum sohbet havasindaydi, bu uslubu seviyorum. Ayrica Turkce karakterler kullanamadim Turkiye bilgisayarim kullanim disi, esimin bilgisayarindan yaziyorum, bagislayin, belki imkanim olursa ileride duzeltirim.

Iste benim maceram, devami gelecek dostlar!


Seyyah

*Fotograf bana aittir.(Stone Mountain`dan Atlanta sehir merkezi gorunumu)

28 Mart 2014 Cuma

Dil'in Balını Kaymağını Yemek

Dil’in Balını Kaymağını Yemek



İngilizce için umutluyum diye başlayayım söze.Çünkü dilin balını kaymağını yeme safhasına geçmiş bulunuyorum.Bu sebeple de rabbime şükrediyoum. Ama bu safhaya gelene kadar az ter dökmedim.Her seferinde toslayan bir araba misali birşeyler tutturmaya çalışıyor sonra da çuvallıyordum.Şimdi en azından temel konularda problem yaşamıyorum.İşte dil  öğrenirken bu çok önemli bir adımdır.Matematiğin dört işlemi, dilde temel gramer kuralları ve günlük konuşma kalıplarına karşılık gelir. Bunlar halledildi mi artık bir dilin tadını çıkarma vakti gelmiş demektir. En sevdiğim kısım ,uğruna haftalar ,aylar harcadığım kısım işte bu kısımdır :) .Daha da açmak gerekirse, bir bebek düşünün ki yürümeye çabalıyor ve  uzun denemeler sonunda başarıyor da. Artık yürüyen bir bebek her yere gidebilir ama ulaşamaz ; boyu yetmez ,gücü yetmez . İşte temel safhayı geçmeyi de buna benzetebiliriz. İnsanlarla konuşabiliriz ama her konuda ve seviyede değil, bir kitap okuyabiliriz ama hepsini anlayamayız. Ama Amerikalılar der ki “at the end of the day” yani; günün sonunda konuşabileceğimiz insanlara ve okuyup anlayabileceğimiz kitaplara sahibizdir. Bu da bize şimdilik motivasyon olarak yeter :)

Şunu biliyoruz ki her dilde mantık vardır. Dilin mantığını oturtmak İstanbul’u fethetmek gibidir.Ki ben daha onu yapabilmiş değilim ama bu konuda çok kararlıyım. İngilizce’nin de mantıklı yanlarını görmeye çabalıyorum.Türkçe ile kıyaslıyorum. Bu kıyaslamalardan çok keyif alıyorum doğrusu :) İşte size bir çeşni;

Türkçe’de 

Şekerlik
Tuzluk 
Çaydanlık 
Kitaplık

-lık -lik eklerimiz var. Hepimizin bildiği gibi, eklendiği isme ‘mekan ya da özellik ‘ kazandırıyor.

İngilizce’de de böyle kelimeler var. Terimsel olarak bunlara suffix(son ek)  ya da prefix (ön ek ) deniyor. Örneklere bakalım;

Bakeware 
Flatware
Cookware
Diningware
Serveware
Glassware

‘ware’ sözcüğü İngilizce’de “mal,eşya” anlamına geliyor. Suffix(son ek) olarak ise ‘ilgili, bağlantılı, aynı gruba ait’ anlamını veriyor.Özellikle servis ve yemekle ilgili konularda kullanılıyor.Türkçe’ye ‘aletleri,araçları’ olarak çevrilebilir.

Tam da bu noktada ben ne yapıyorum,bu eki alakasız kelimelere ekleyerek dille eğleniyorum. İşte en sevdiğim kısmı da bu :)

Evet gündelik yaşama dönecek olursak birkaç kalıp var ki öğrenmeden geçemezsiniz;

I have nothing to do with this ( Benim bu konuyla hiçbir alakam yok.)



I don’t know what’s wrong with her/him (Bilmiyorum sorunu ne.)

I have trouble (Sorunum var.)

I ‘m stuck ( Mahsur kaldım.<sorunu çözememe anlamında da kullanılır.>)

It sucks (berbat)

How you doing?  ( aslında okunuşu şöyle; hav yu don :)  naber?

 Bir de telaffuz meselesi va tabi. Kelimeleri bilmek yetmiyor, nasıl okunduğunu bilmek gerekiyor. Doğru heceye vurgu yapmak hayati önem taşıyor. Bu da çok dinleyerek ve kulak vererek oluyor. Malum dilimizde İngilizce’den gelmiş epey kelime var. Kelimeler neredeyse aynı ama telaffuzları çok çok farklı. Nasıl olsa ortak kelime ben Türkçe’sini söyleyeyim anlar mantığına düşersek kısacası rezil oluyoruz :). Bazı örnek kelimeler verelim;


Literatür    Literature

Psikoloji    Psyghology

Amerika     America

Poliçe         Policy

Yukarıdaki kelimelerin okunuşlarını kıyaslayarak aradaki büyük farkı görebilirsiniz.


Diller,gömülü hazineler gibidirler. Keşfedilmeyi beklerler, en derinlerde en nadide kelimeler en güzel anlatımlar saklıdır. Ne kadar derine inmeyi başarabilirsek o kadar ustalaşırız. Tüm dil öğrenen arkadaşlara başarılar! Umarım en kısa zamanda çalışmalarınızın karşılığını alırsınız!


Pratik, pratik, pratik!

18 Eylül 2013 Çarşamba

Amerika ve İngilizce Maceraları



Bir Dil Talebesinin Maceraları


ingilizceyle komik anılarım var Amerika’da.Bir kere çok hızlı konuşuyor Amerikalılar.Türkiye’den kalma ingilizce yeterli olmuyor.Neyse, ya Allah bismillah diyerek daldık yine bir maceraya.Tabi insan burada yaşayınca her şeyi yapmak zorunda kalıyor.Dille fena şekilde yüzleşiyorsunuz.Ben halimden pek memnunum da beni dinleyen ve anlamaya çalışan zavallı Amerikalılar hiç de memnun sayılmazlar :) . Arapça’yı öğrenirken de öyleydim.Fiilleri karıştırır, girdi diyeceğim yerde çıktı der geldi diyeceğim yerde gitti derdim.Çok basit kelimeleri unutur zor kelimeleri hiç unutmazdım.Tabi ki birde yanlış teleffuz meselesi var :). Ben de o konuda harikayım, kelimenin belini kırıyorum. Ben yabancı kökenli ortak kelimelerin Türkçesini söylüyor tahmini onlara bırakıyorum.Gel zaman git zaman insan alışıyor artık dile. İngilizce kelimeler giriyor Türkçe konuşmalarınızın içine . Önceden iki dilli konuşan insanları dinlerken gösteriş için kullanıyorlar  zannediyordum. Oysa ki insan devamlı bir yabancı dile maruz kalınca ister istemez kullanıveriyor onları. Bu da dilde ilerleme kat etmenin göstergesi sayılabilir. Ama ileride uzmanlaşıca diller birbirine karışmaz , bu da profesyonelliğin göstergesidir. 

Geçenlerde bizim sitenin ofisine gittim( leasing office) . İyi güzel merhabalaştık istediğimi güzel bir şekilde dile getirdim.Ama en sonunda öyle bir pot kırdım ki bütün konuşmayı batırdım. Beyefendiye müşterileriniz(customer) diğeceğime yolcularınız(passenger) dedim.Ne yapayım müşteri kelimesi yerine aklıma hep o kelime geliyor.Bir türlü beceremiyorum .Beynim nasıl kaydetmişse artık :)

Dili Yaşayarak Öğenmek


Tabi, heryerde İngilizce tabelalar , reklam panoları, ister istemez beyninize kazınıyor. Her dilde olduğu gibi İngilizcede de çok basit yapılarla konuşabiliyorsunuz.Bir diyaloğa kulak kesildiğimizde hep aynı kalıpları duyarız, sınırlı kelimelerle konuşuruz .Dilde en önemli unsur pratiği ,tedavülde olan kelimeyi yakalamaktır. Bir sözlüğü açtığınızda aynı kelimenin 5 tane karşılığını bulursunuz .Ama bu maalesef mutlak bilgi değildir. Mutlak bilgiyi ancak dili yaşayarak öğrenirsiniz.Mesela “hızlı” kelimesini baz alalım; sözlük anlamı  “fast, rapid,quick,speedy “ Peki şimdi ben hızlı demek istiyorum.Hangisini seçmeliyim? Nereden bilebilirim. Ancak bir konuşma,haber ya da program esnasında  o kelimenin hangi isimleri ve durumları nitelediği  kulağıma çalınmışsa hiç düşünmeden söyleyebilir ve aynı şekilde yanlış kullanıldığı zaman da bunu kolaylıkla sezebilirim. Mesela hızlı artış (fiyatlar için) söz öbeğini rapid increase ile, hızlı araba ‘yı fast car olarak, zamanın hızlı geçmesini time passes quickly ile ifade edilir. Bu sebeple sözlüğü açıp kelime ezberlemenin pratik olarak pek bir faydası yoktur.

Ama kendinizi hiç yalnız hissetmiyorsunuz dili öğrenmeye çabalarken.Demek istediğim, Amerika’da o kadar çok yabancı var ki , doğma büyüme Amerika’lı olmayanlar aksanlı konuşuyor. O kadar çeşitli ki Japonlar, Çinliler,Pakistanlı Hindistanlılar, Mekskalılar , Güney Amerikalılar ,Avrupalılar ,Araplar... Tam bir cümbüş. Burada önemli olan kelimeyi doğru telaffuz etmek , aksanlı olmanız sorun teşkil etmiyor. Çünkü yerli halk bu durumla iç içe yaşıyor.

Konuşurken


Dilin basit olduğundan söz etmiştim. Bazen bana o kadar mekanik geliyor ki, duygularımın karşılığı gerçekten bu kelime mi diyesim geliyor. Özellikle de “make” kelimesi bana acayip yapmacık ve duygudan uzak geliyor.Neden bilmiyorum! Mesela “make fun” ;alay etmek,eğlenmek anlamına geliyor, “make someone angry” ;birini sinirlendirmek , “make noise” ;gürültü çıkarmak,” make food”  yemek yapmak , “make an appointment”; randevu almak gibi.Ama sonradan düşünüyorum da her dilde edebiyat var.İngilizce için de geçerli birşey bu.Benim en büyük tutkum bir dili bir edebiyatçı gibi konuşabilmek,tüm duygularımı en doğru kelimeyi kullanarak ifade edebilmektir. Ama çok eski dönemlere gitmeden tabi:) .Bir yabancı dilin zevki, ancak böyle çıkar diye düşünüyorum. Taşı gediğine koyma sanatıdır dil. En kısa ve öz konuşma en iyi konuşmadır. Kulakları tırmalamaz. Hiç kullanılmayan kelimeleri günlük konuşmada kullanmaktan bahsetmiyorum. Eğer öyle yaparsanız etrafınızdakiler şöyle bir bakar bu deli kim diye:). Ama seviyeyi çok da aşağılara çekmemek lazım,yerine göre konuşulmalı. Halk içinde halk gibi, bir ilim meclisinde seviyeli bir dil ile konuşulabilir. Ama bir dili yeni öğreniyorsanız bu sorunu yaşarsınız mutlaka, çünkü mutlak doğru her zaman kurallı ve belirlenmiş olan değil alışılagelmiş popüler olandır maalesef. Bu yüzden karşımızda aslında iki dil vardır ikisi birbirinden ayrı ve bana göre ilk aşamada birbirine zararı olan faktörlerdir. Sokak diline alışınca bu yazdığımız yazılara olumsuz olarak yansıyabilir. Yazı diline alışınca günlük hayattan uzak hissedersiniz. Başlangıçta benim tercihim edebiyata ve yazı diline önem vermektir.Onu yaptıktan sonra günlük konuşma kısa zamanda öğrenilebilir.İkisi aynı anda da olabilir ama edebiyata her zaman biraz daha ağırlık verilmelidir.Bu dediklerim bir dili adamakıllı öğrenmek isteyenler için geçerlidir. 

Türkiyede İngilizce öğrenmek için bir çok fırsatım olmuştu.Ama nedense öğrenememiştim. Biz Türkler yabancı dil konusunda neden bu kadar çekinceliyiz bilemiyorum. İlkokuldan üniversiteye oradan yüksek eğitime neredeyse her yıl karşımıza çıkıyor. Yazık bize ! Kimbilir bu ana kadar kaç saat İngilizce gördük tahmin bile edemiyorum. Ben de kendimden itiraf edecek olursam Amerika’ya geleli neredeyse 1 yıl olacak hala direniyorum İngilizce öğrenmemek için :) . Neyse sonumuz hayır olsun. Şu bir gerçek ki hakkını veren başarıyor. Çok da büyütülecek bir dava değil :)

Son Söz


Şu küresel alemde İngilizce olmazsa olmazdır.Bunu açık ve net bir şekilde söyleyebilirim. En kısa zamanda hedeflerinizin arasına koymalısınız İngilizce’yi.

Bu yazım bir başlangıç olsun dedim. Daha yazacağım o kadar çok konu var ki .İnşallah sırasıyla gelecekler.Umarım bu yazım faydalı olmuştur. Tüm dil öğrenenlere kolay gelsin diyor ve başarılar diliyorum :)

15 Mayıs 2013 Çarşamba